2 Ağustos 2013 Cuma

elini ver

kitaplar, edebiyat da olmasaydı, hiç tutan olmazdı elimden. bu, tabii, biraz da elini uzatmakla da alakalı olabilir. uygun bir zamanda oturulur, konuşulur, tartışılır.

26 Temmuz 2013 Cuma

bir duyumsama: turkish raki

rakı içmek mesela, bin türlü duyumsama, keyif ve duygu karmaşaları... huzurdan ne hissettireceğini şaşırtır. anlamsız telaşlardı, tasalardı küçücük kalır; yok olur gider.

soğuk kış gecesinde, renkli kalabalık bir sokaktan sıcacık bir meyhaneye girmek de güzeldir. fakat, bana sorarsanız yeşillikli bir bahçede, şerbet gibi bir havada, ıhlamur ağaçlarının altında rakı içmek benzersizdir.

bembeyaz bir masa örtüsü. garsonun hemen getirip masaya koyduğu şişe buz gibi, boncuk boncuk terlemiş. rakı kadehleri tertemiz, şıkırdayıp duruyor. şişeyi açıp ilk kadehe dökmeye başlayınca burna gelen anasonun o iştah açıcı rayihası. sonra mezeler... olmazsa olmaz peynir, mutfakta daha taptaze hazırlanmış şenlikli bir salata, dumanı tüten soslu patlıcan, semizotlu yoğurt, tavadan tabağa henüz dökülmüş helva gibi arnavut ciğeri... güzel sohbet, orada olmak duygusu ve manzara keyfi de eklendiğinde tüm bunlarla kayıp giden bir iki duble rakı.

her şey biraz yatıştığında, tam vaktiyle tabağa bırakılan ara sıcak: paçanga böreği. önce tazelenmiş sopsoğuk kadehten büyükçe bir yudum, hemen ardından tam ortasından kesilince biberi, domatesi, pastırması mis gibi kokan çıtır börek.

böyle ritüellerle, değişen tabaklarla, çatal bıçak sesleriyle, kahkahalarla ve bomboş kalmış bir şişeyle biten masa.

kapanış: kalın camlı büyük bardakta özlemle kavranan, taze, serin ve eski dost bira...


25 Temmuz 2013 Perşembe

uyar

sizin alınız al inandım 
sizin morunuz mor inandım 
tanrınız büyük amenna 
şiiriniz adamakıllı şiir 
dumanı da caba 

bütün ağaçlarla uyuşmuşum 
kalabalık ha olmuş ha olmamış 
sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum 
ama sokaklar şöyleymiş 
ağaçlar böyleymiş 
ama sizin adınız ne 
benim dengemi bozmayınız 

aşkım da değişebilir gerçeklerim de 
pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı 
yan gelmişim diz boyu sulara 
hepinize iyi niyetle gülümsüyorum 
hiçbirinizle dövüşemem 
benim bir gizli bildiğim var 
sizin alınız al inandım 
morunuz mor inandım 
ben tam kendime göre 
ben tam dünyaya göre 
ama sizin adınız ne 
benim dengemi bozmayınız

24 Temmuz 2013 Çarşamba

cansever #2

bir aşkı yaşamak, bir aşkın bilinmesinden bambaşka değil miydi?
ve bu ikisini ayıran duman, yani bir aşkı bizim yapan!
bu dumanların hepsi gibi varsın şimdi de..
acele etme, yoksun belki!
ben her şeyin bir bir yok olmasına o kadar alıştım ki!
ve her şeyin bir bir var olmasına o kadar alışacağım ki!
bilirsin, neler için çarpmıyor bir yürek..

cansever

...
her gün bir parça daha alışıyorum yalnızlığıma 
ürperiyorum bir ara arkamdaki ayak sesinden. 
ve bu yüzden mi bilmem 
durup bir süre çevreme bakar gibi yapıyorum. 
sürüyle kuş havalanıyor defnelerin içinden 
sürüyle, evet, hatırlıyorum birden 
nicedir unutmuşum saymayı bile günleri 
dağılıp gitmişler her biri bir yana 
kuşlar gibi, onlar da.
benimse ne gidecegim bir yer,
ne de özlediğim bir şey var.
öyleyse neden yazıyorum bu sözleri ona? 
bu biraz sevdaya benzeyen, biraz da sevdasızlığa 
böyle gelişigüzel, böyle kırık dökük 
sanki hiç kimselerin kullanmadığı bir gün kalmış bana. 
...

21 Temmuz 2013 Pazar

dergi

uykusuz güzel, ben seviyorum. örneğin alpay erdem durup durup "yaz berelisi" diyor. komik yani bu. erman çağlar tutup da rüyada kayahan görmenin üstüne durum komedisi şekillendiriyor. o kadar güldürüyor ki... böyle şey olur mu? ben seviniyorum. ersin yaşam duyarlılıklarına el atıyor, yiğit absürde. oky öykü çeşitlemesinde aşmış; ne kadar da hikaye geziyor kafasında. bilardodansa almanlığı daha cazip bulan sarıkaya, hep eblek eblek güldürüyor; bütün düzenimizi, dert tasamızı manasız kılıyor. ve sinem... hey gidi bahtsız enişte. otisabi'yle başlıyor, n.ş.a.'yla bitiriyorum. yazıları sona bırakıyorum. bu arada anlaşılıyor muyum ben? dergi böyle bir şey işte. diğerlerini anlatsam uzayacak. çok seviyor, seviniyorum. teşekkürler onlara.

20 Temmuz 2013 Cumartesi

tanpınar

ben aşktan daima kaçtım. hiç sevmedim. belki bir eksiğim oldu. fakat rahatım. aşkın kötü tarafı insanlara verdiği zevki eninde sonunda ödetmesidir. şu veya bu şekilde... fakat daima ödersiniz... hiçbir şey olmasa, bir insanın hayatına lüzumundan fazla girersiniz ki bundan daha korkunç bir şey olamaz...

19 Temmuz 2013 Cuma

ilk kelime

ilk önce kelime vardı. insanlar bunlarla sürüyle şey yazdılar. bazıları ne kadar güzel yazdılar. durmadan yazdılar... hep okudum ben de.

şimdi bazı amaçsızlıklardan dolayı, gayet uyduruk biçimde, okuyan değil de yazan tarafına geçiş yaparmış gibi yaptım. amacım asla bu değildi, zira amaçsızdım ben.

bu çok amaçlı dünyada, çok amaçlı insanların arasında ve bu çok amaçlı bilgisayarda ben de tutup çok amaçsız blog kurdum.

evet, böyleyken böyle oldu. bundan sonra neler olabileceği konusunda sizde herhangi bir beklenti yaratamam ne yazık ki.

beklemeyin... isterseniz de görmeyin.